Karagöz oyunu nedir?

Türklere has gölge oyunu. Deriden, mukavvadan biçilip, boyanmış şekilleri, arkadan ışık vererek, beyaz bir perde üzerine yansıtılarak oynatılan Türk gölge oyunu. İki değişmez oyuncusundan çok hareketli, canlı ve çekici olanı Karagöz’den dolayı bu isimle bilinmektedirkaragöz oyunu

Resimlerin renkleri şeffaf olduğundan, ışık arkadan vurdukça seyirciler yalnız bu suretleri görür. Karagözcü sopaların yardımı ile şekilleri hareket ettirir, hem de sesini ve şivesini değiştirerek oyun kahramanlarını kendine has tarzda konuşturur. Oyunun konusu bir metne dayanmadan, temsil sırasında tabii olarak geliştirilir. Seyircinin ilgisine göre kısaltılıp, uzatılır. Bütün oyun tek sanatçının hüneridir.

Hayal veya gölge oyununun kaynağı, bugünkü bilgimize göre eski şark (doğu) medeniyetidir. Bütün şarkta hayal-i zıl, tayf-ül hayal, hizib-i sitare, hayal-bazi gibi isimlerle bilinmektedir.

Türk gölge oyununun nasıl yayıldığına dair değişik rivayetler vardır. Türkiye’deki gelişmesi 12. yüzyılda oldu. Türklerin en eski temsil tarzı olan karagöz oyunu, hayatın sahnelerini ve zaman olaylarını tasvir ve tenkid eder. Çifte anlamalar, abartma, güzelleme, ağız taklitleri, sosyal ve siyasi taşlama, tekrar tersinleme gibi yollara başvurarak güldürü mahiyetinde anlatılmak istenen konu verilirdi.

Selahaddin Eyyubi ile Kadı Fazıl’ın bulunduğu bir mecliste, sultanın emri ile hayal-ı zıl ile uğraşan sanatkardan sanatını göstermesi istenir. Gösterinin sonunda Sultan Kadı Fazıl’a oyun hakkında fikrini sorduğunda şu cevabı alır:

"Büyük ibretlerle dolu olduğunu ve hayallerin hakikatı tamamiyle temsil ettiğini ve aradan perde kalkınca bir sanatkardan başka kimse olmadığını gördük."

Şeyh Muhyiddin-i Arabi Füthuhat-ı Mekkiye adlı kitabında tasavvufi bir açıklama yapmak için hayal oyunundan bahseder.

Ebüssu’ud Efendi fetvasında, ibret için nazar edip ehl-i hal fikri ile tefekkür etmesine fetva vermektedir. Türk gölge oyununun iki kahramanı olan Karagöz (Demirci ustası) ile (Baş mimar Hacı ivaz Ağa) rivayete göre Bursa’da yaşamıştır. Orhan Gazinin emriyle şeyh Küşteri, Hacivat ve Karagöz’ü eski bir Türk oyunu olan gölge tiyatrosu ile devam ettirmiştir.

Türkler kendilerine has olan bu oyunu, çok eski çağlardan beri çeşitli adlar altında biliyorlar ve oynatıyorlardı. Hatta Batı’da "Çin Gölgeleri" diye tanınmış gölge oyununun bile Karagöz’den gelme olduğunu araştırmalar göstermektedir.

Karagöz oyunu 15. yüzyılda Osmanlı Türkleri arasında çok sevilip, uzun zaman yaygın halde yaşadı. O zaman karagözcülerin gayesi, seyredenleri güldürmek değil, güldürürken düşündürmek ve ders vermekti.

Zamanın örf ve adetlerine ters düşen durumları da karagözcüler perdede yansıtmaya çalışıyorlardı. On altı ve on yedinci yüzyıllarda, Karagöz oyunu sünnet düğünleri başta olmak üzere, birçok yerde oynatılıyor ve 19. yüzyılda da ramazan gecelerine katılıyordu.

Oyunlarda hakikatın gölge ile perdeye yansıtılması ve insanın ibret alması meseleleri işlenmiştir. Hakikat gizlidir ve temsili olarak verilmiştir. Ahiret ve dünya hayatı birbirlerine tezat teşkil ettikleri gibi Hacivat (Hacı İvaz) ve Karagöz de birbirinin zıddı tiplerdir. Hacivat hakikate yakın düşünürken, Karagöz ona tezat teşkil etmekte ve doğruyu görememektedir.

Karagöz oyunu, gerçekte tek sanatçının hüneridir. Seyircilerin önüne konulan gergin beyaz bir perde arkasında yağ kandili veya mum ışığıyla deve derisinden kesilmiş, şeffaflaştırılmış ve renkli boyanmış tasvirler, bunlara dikey açı yapan sopalar yardımıyla hareket ettirilir. Karagözcü bir taraftan sopalarla bu görüntüyü hareket ettirirken bir taraftan da sesini ve şivesini değiştirerek her bir oyun kişisini kendine has şekilde konuşturur. Karagöz kadrosu şu kimselerden meydana gelmektedir: Usta (Oyunu oynatan ve seslendiren), çırak, sandukkar, iki yardak, bir hamal.

Ustanın gayet zeki ve hazır-cevap bir kişi olması lazımdır. Çünkü oyunu yalnız bir kişi (Usta) oynatır. Çırak, sıra ile oyun içerisindeki şekilleri yerleştirir. İşi bitenleri kaldırır. Sandukkar ise işi biten malzemeleri sandığa yerleştirir, ayrıca ustaya yardım eder. Birinci yardak, oyuna gerekli manileri ve tekerlemeleri okur. İkinci yardak da tef çalıp, oyun için gerekli gürültüleri sağlar. Hamal ise sandığı ve daha başka malzemeleri taşır.

Karagöz temsili için önce perde gerilir, perdeye meydan veya ayna denir. Arkasına ensiz bir tahta yerleştirilir. Bunun üzerine içinde mum parçaları yanan şem’a konur ve yakılır. Perde aydınlanınca arkadan ışık alan şekiller renkli olarak beyaz perde üzerinde görünür. Usta, şekilleri perdede hem hareket ettirir, hem de oyun kahramanlarının ağzından gereğince ses vererek oyunu yürütür.

Karagöz oyunu dört bölümden meydana gelir. Oyun başlamadan evvel gösterilecek temsilin konusuna göre perdeye bir şekil iğnelenir ki buna göstermelik denir. Bu, temsil başlayıncaya kadar perdede durur. Göstermelik yerinden ağır, ağır kalkmaya başlayınca perdenin arkasında bir def gürültüsü başlar. Derinden derinden Hacivat’ın ağdalı, boğuk sesi duyulur:

"Nakş-ı sun’un remz eder hüsnünde rüyet perdesi. Hace-i hükm-i ezeldendir hakikat perdesi. Bu hayal-i alemi gözden geçirmektir hüner, Nice Karagözleri mahvetti suret perdesi. Of; hey hak! perdemi sanmayın bezden, Hisse alın siz bu sözden.

Of; bir yar-i vefakar olsa... Ol söylese ben dinlesem."

Hemen perdeye Karagöz iner ve aralarında muhavere başlar. Üçüncü bölümde belli bir olaylar dizisi içinde çeşitli kimseler boy gösterir. Bitiş bölümünde seyirciden özür dilenir, gelecek oyunun adı duyurulur.

Karagöz oyununun şahısları toplumun mahalle çevresinde çeşitli tipleri temsil eder. Başta Karagöz gelir. Karagöz’ün başındaışkırlak denilen bir başlık vardır. Karagöz, tok sözlü, halktan bir adamdır. Sonra Hacivat gelir. Hacivat medresede yetişmiş, dili ağdalı bir divan efendisidir; Çelebi, kibar bir delikanlıdır; Zenne (kadın) bir hanımefendidir; Tiryaki, afyon tutkunu bir sersemdir; Tuzsuz Deli Bekir sarhoş bir külhanbeydir; Altı Karış Bebe Ruhi bir cücedir; Çengi oyuncudur. Acem, Arnavut, Yahudi, Frenk, Ayvaz, Himmet, Arap Osmanlı devletinin her yanından gelerek İstanbul’da toplanmış olan tipleri canlandırır.

Karagözcü bunların herbirini kendi ağızları ile konuşturur. Ayrıca, herbirinin sokaklık, evlik kıyafette değişik şekilleri vardır.

Karagöz oyunlarının konuları yazılı değildir. İkinci Meşrutiyetten önce, yirmisi katip Salih tarafından

olmak üzere, birçok fasıl kitap halinde yayınlanmıştır. Hayal veya gölge oyununun asıl özelliği böyle tespit edilmiş olmasında değil, tersine, olmamasındadır. Bütün ustalık, Karagözcünün maharetine, buluş kabiliyetine bağlı olarak konuşma kısmındadır. Bu bakımdan, ana çizgileriyle yayınlanan bir fasl, oynandığı zaman adeta tanınmaz olur.

Çok ün kazanmış Karagöz fasılları, konusunu yaşanmış hayattan alırdı. Pekçoğunun isimleri dahi o devirde geçmiş olayları hatırlatır. Kanlı Nigar, Kanlı Kavak, Karagöz’ün Yazıcılığı, Yalova Safası, Hamam, Mandıra, Çeşme, Tımarhane, Ters Evlenme, Bekçi, Karagöz’ün Şairliği, SalıncakSafası,Karagöz’ün Aşcılığı gibi.

--Reklam--